Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız? İçimde büyüyen bekleyişin hikâyesi
Sizin İçin Seçtik: Yaprak yiyen böceklerden nasıl kurtulabilirim ?
Merhaba Reklamkazanc okurları! Bugün sizlerle “Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız” konusunu ele alacağız.
Bazı sorular insanın aklından çıkmıyor. Gün içinde ne yaparsam yapayım, zihnimin bir köşesinde aynı cümle dönüp duruyordu: Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız?
Bunu ilk kez bu kadar ciddi düşünmeye başladığımda Kayseri’de kış yeni başlamıştı. Sabahları camların buğulu olduğu, sokakların sessizleştiği bir dönemdi. Ben ise dışarıdaki sessizliğin aksine içimde garip bir gürültü taşıyordum. Günlüklerime yazdığım satırlar bile artık aynı yere çıkıyordu: beklemek.
Başlangıç: Takvime bakmaktan yorulduğum günler
Her şey basit bir merakla başladı sanıyordum. Ama öyle olmadığını anlamam uzun sürmedi. Adet döngümü takip etmeye başladığımda, günler bir anda anlam kazandı. Takvimde işaretlediğim her gün, sanki hayatımın yönünü belirliyordu.
Bir akşam mutfakta otururken çayım soğumuştu. Telefon elimdeydi, sürekli aynı şeyi aratıyordum: Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız?
O an kendime kızdığımı hatırlıyorum. “Bu kadar düşünme,” dedim içimden. Ama insan bazen düşünmemesi gereken şeyi daha çok düşünüyor.
Annem o sırada salondan seslendi, “Ne yapıyorsun sürekli telefonda?” diye. Sesindeki sıradanlık beni daha da yalnız hissettirdi. Ona anlatamadım. Çünkü bu, anlatınca hafifleyen bir şey değil gibiydi. İçimde büyüyen, sessiz ama inatçı bir beklentiydi.
Vücudumu dinlemeyi öğrenmek: küçük işaretlerin ağırlığı
Zamanla bedenimi dinlemeye başladım. Daha önce hiç fark etmediğim şeyler bir anda anlam kazandı. Hafif bir kasık ağrısı, bir gün boyunca süren farklı bir yorgunluk, hatta bazen akıntının değişmesi bile zihnimde büyük bir soru işaretine dönüşüyordu.
“Acaba şimdi mi?” diye düşündüğüm çok gece oldu.
Bir gün defterime şunu yazmışım: “Bugün içimde bir şey oluyor ama adını koyamıyorum.”
İşte tam da bu noktada yeniden o soruya dönüyordum: Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız?
İnternette okudukça daha çok şey biliyor gibi hissediyordum ama aslında daha çok kayboluyordum. Çünkü her belirti başka bir şeyle çelişiyordu. Bir yerde yazanla diğer yerde yazan aynı değildi.
Kendi bedenime güvenmeyi öğrenmek isterken, ona yabancılaşmaya başlamıştım.
Bir klinik sabahı: umutla korkunun aynı cebe konduğu an
Bir sabah, kar yağmadan hemen önce, kadın doğum kliniğinin önünde buldum kendimi. Hava griydi. İçeride bekleyen kadınların yüzlerinde benzer bir ifade vardı: sabırla karışık bir yorgunluk.
Elimde küçük bir not vardı. Doktora sormak istediklerimi yazmıştım ama kalemim birkaç yerde titremişti.
“Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız?” sorusunu en sona bırakmıştım. Sanki en zor soru oydu.
Sıra bana geldiğinde doktor sakin bir sesle konuştu. Ultrason ekranına bakarken ben onun yüzüne bakıyordum. Bir şey söylemesini bekliyordum ama o önce verileri okudu.
Sonra cümleyi kurdu:
“Bunu takip ediyoruz, bazı bulgular var ama kesinlik her zaman kolay değil.”
İşte o an içimde bir şey düştü. Ne tamamen umut vardı ne tamamen hayal kırıklığı. İkisi aynı anda oradaydı.
Beklemenin duygusu: zamanın ağırlaştığı günler
Kayseri’nin sokaklarında yürürken her şey normaldi ama ben normal değildim. İnsanlar alışveriş yapıyor, çocuklar okula gidiyor, hayat akıyordu. Ben ise sürekli bedenimi dinliyordum.
Bir gün otobüste, pencere kenarında otururken midemde hafif bir sızı hissettim. O an hemen telefonuma sarıldım. Yine aynı cümleyi yazdım: Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız?
Sonra kendime güldüm. Bu kadar kontrol etmek mümkün müydü gerçekten?
Yanımda oturan yaşlı bir kadın bana baktı. Belki yüzümdeki düşünceli hali fark etti. Hiçbir şey demedi ama o bakış bile beni biraz yere indirdi. Hayat sadece biyoloji değildi. Ama yine de bedenim bana bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Arkadaşımın cümlesi: “Bu kadar düşünme” kolaylığı
Bir gün yakın bir arkadaşımla buluştum. O her zaman daha rahattı. Ben detaylarda boğulurken o hayatı akışına bırakabiliyordu.
Ona anlattığımda güldü biraz, “Sen çok takıyorsun,” dedi. “Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız diye bu kadar düşünme.”
O cümle beni hem rahatlattı hem de kırdı.
Çünkü mesele sadece öğrenmek değildi. Mesele, içimdeki belirsizliğin beni yormasıydı.
O gün eve döndüğümde defterime uzun bir şey yazdım. İlk kez kendime karşı bu kadar dürüsttüm:
“Beklemek beni yoruyor. En çok da neyi beklediğimi tam bilmemek.”
Geceler: sessizliğin büyüttüğü düşünceler
Geceleri her şey daha yoğun oluyor. Işıklar azalınca düşünceler çoğalıyor sanki.
Yatağa uzandığımda vücudumu daha çok hissediyordum. Kalp atışım, nefesim, kasıklarımda beliren küçük değişimler… Hepsi büyüyordu.
O gecelerden birinde kendime tekrar sordum: Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız?
Bu soru artık sadece bilgi arayışı değildi. Bir tür kontrol isteğiydi. Belirsizliğe dayanma çabasıydı.
Ama şunu da hissetmeye başlamıştım: Bazı şeyler kontrol edildikçe daha da uzaklaşıyor.
Yavaş bir fark ediş: bedenle barışmanın ilk adımı
Zaman geçtikçe şunu anlamaya başladım: Bedenim düşmanım değildi. Sadece benimle aynı dili konuşmuyordu.
Bir gün sabah uyandığımda garip bir sakinlik vardı içimde. O sabah hiçbir belirti aramadım. Telefona uzanmadım. Sadece oturup pencereye baktım.
Dışarıda Kayseri’nin soğuk ama berrak havası vardı. O an ilk kez şunu düşündüm: Belki de her şeyi hemen bilmek zorunda değilim.
Yine de içimde o soru tamamen kaybolmadı. Sadece şekil değiştirdi.
Öğrendiklerim: kesinlik değil, farkındalık
Sonra öğrendim ki yumurtlamayı anlamanın tek bir yolu yok. Vücut bazen ipuçları verir ama her zaman net konuşmaz. Bazen kasık ağrısı olur, bazen akıntı değişir, bazen de hiçbir şey hissedilmez.
Ama en önemlisi, bu sürecin bir “an” değil, bir “akış” olduğu.
Yumurta çatlayıp çatlamadığını nasıl anlarız sorusu artık benim için bir test sorusu gibi değil. Daha çok bir farkındalık sorusu.
Kendime karşı daha sabırlı olmayı öğreniyorum. Bedenimi zorlamadan, onun ritmini dinlemeye çalışıyorum.
Ve belki de en önemlisi, belirsizliğin içinde yaşamayı öğreniyorum.
Çünkü bazı cevaplar, hemen bulunmak için değil; zamanla anlaşılmak için var.
Sizin İçin Seçtik: Xiaomi'de Android Auto nasıl bağlanır ?